Aslı Erdoğan

Türkiyeli Kadın Yazarlar sitesinden
Atla: kullan, ara

Aslı Erdoğan

Aslı Erdoğan (d. 1967)
Aslı Erdoğan (d. 1967)

1967 İstanbul doğumlu olan yazar, bilgisayar mühendisliği ve fizik okudu, yüksek lisansını CERN’de (Avrupa Yüksek Enerji Fiziği Labaratuarı) hazırladı. Rio de Janeiro’da başladığı fizik doktorasını yarıda bırakarak yazmayı seçti, iki yıl Güney Amerika’da yaşadı.

Erdoğan, eserleriyle olduğu kadar yaşadığı travmalarla da çok konuşuldu. Suçlunun kurban, kurbanın da suçlu olabileceğine dair inancı 10 yaşındayken okulda uğradığı tacizle başladı. Tacizcinin karakola götürelerek orada işkenceye maruz bırakılmasıyla, onu şikayet etmekten ötürü duyduğu suçluluk hem hayatına hem de eserlerine yansıdı. Daha sonra İstanbul’da gittiği bir iş görüşmesinde tanıdığı birinin tecavüzüne uğramasının ardından onu şikayet etmemesini de yine aynı suçluluk duygusuyla açıkladı. 1993 yılında İstanbul’da bir Afrikalı'ya aşık oldu. Fakat bu esnada işkence gördü, hırpalandı. 2003 yılında Hasan Öztoprak’ın romanı İmkansız Aşk’la özel hayatı isim verilmeden afişe edildi. Tepkiler üzerine önce kitabı geri çeken yayınevi daha sonra kitabı yeniden piyasaya verdi. Müge İplikçi, Pınar Türen gibi pek çok kadın yazar olayla ilgili tepkisini ortaya koydu.

İlk romanı Kabuk Adam 1994’te, öykü kitabı Mucizevi Mandarin 1996’da yayımlandı. "Tahta Kuşlar" adlı öyküsü, Deustche Welle Ödülü kazandı, dokuz dile çevrildi. İkinci romanı Kırmızı Pelerinli Kent (1998), Fransızca ve Norveççe’ye çevrilerek yayımlandı, Gyldendal Yayınları’nın ”Marg” (Omurilik) Serisi’ne seçildi.

Radikal’de yazdığı köşe yazıları Bir Delinin Güncesi ve Bir Kez Daha adlı kitaplarında toplandı. Metinleri beş dile çevrilmiş olan Aslı Erdoğan, Lire Dergisi’nce “Geleceğin 50 Yazarı” arasında gösterildi. 2004’te Hayatın Sessizliği adlı çalışması yayımlandı. 2009’da Taş Bina ve Diğerleri’ni yayımladı.

Aslı Erdoğan’ın öykülerinde olay örgüsünden çok durumlar ve ruh halleri önem kazanır. Bu da Erdoğan’ın öykü ve romanlarını kurgusal denemeye yaklaştırır. Erdoğan’ın kurgusal metinleri ikililik ve zıtlıklar üzerinden ilerler. Bilimsel araştırma ve artistik yaratım arasındaki karşıtlık bunlardan en önemlisidir. Erdoğan’ın ilk eserlerinde karakterlerinin bilim dünyasının içindeki yapay düzeni boğucu bularak kaçış yolları aradıkları görülür. Bilim dünyasından kaçtıkları anda ise sanatsal yaratım süreçleri başlar. Fiziğin, bilimin ve hatta Batı’nın yapay ve simulatif düzeni onların yaratıcılıklarını öldürmektedir. Bu sebeple bu düzenden kurtuldukları anda yazmaya başlar ve özgürleşirler. Erdoğan'ın romanlarında dikkat çeken bir diğer ikililikse fiziksel ve ruhsal alan ikililiğidir. Fiziksel ve ruhsal olan birbirinin karşıtı olduğu kadar ayna-vari yansımasıdır da. Örneğin, yazarın metinlerinde ruhsal açıdan yaralı olan herkesin fiziksel açıdan da görülebilir yaraları vardır. Bu açıdan fiziksel ve ruhsal dünya arasında adeta bir köprü bulunmaktadır. Yazarın metinlerinde diğer bir ikililik ise karanlık ve ışık arasındaki karşıtlıktır. Bu karşıtlık kendisini renklerle de ifade eder. Bilim dünyasının her yanı sterilize edilmiş beyaz odalarından kaçan karakterler kendilerini siyahi insanların arasında, siyah ve karanlık gecelerde yaşadıklarıyla tatmin ederler.

Olay örgülerinde kimi zaman tesadüflerin baş rolü üstlenmesi ise Erdoğan’ı neredeyse var oluşçu bir zemine taşır. Kırmızı Pelerinli Kent’in Özgür’ü tam rahatlayıp katharsise ulaşacağını anda yanlış yerde, yanlış zamanda olduğu için öldürülür. Kabuk Adam’ın ana karakteri ise Kabuk Adam’ı ararken karşısına çıkan bir grup serseri yüzünden onu bulamaz, geri dönmek zorunda kalır. Karakterlerin karar motivasyonları iç dünyalarındaki korkular, endişeler ve yaralarla açıklanırken, olay örgüsünü ilerleten unsurlar çoğunlukla tesadüflerden oluşur.

Yara, Aslı Erdoğan metinlerinin ana temasını belirler. Yazar da kendi kurgusunu “Benim için edebiyat yaraları konuşturmaktır,” diyerek tanımlamaktadır. Bu yaralar kimi zaman fiziksel, ama en çok da ruhsal olarak kendilerini gösterirler. Söz konusu yaralar kimi zaman da ölümcül hastalıklar olarak ortaya çıkar. Metinlerdeki karakterlerin kapanmış yara izleri ise birer harita gibi karakterlerin geçmişlerine uzanan yolu göstererek, kararlarındaki motivasyonlarını açıklamaktadır. Bu karakterlerin çoğu kendi kabuklarına çekilmiş, çevreleriyle yabancılaşmışlardır. Ruhsal yaralar dışarda da görünür olup cisimleşmişlerdir. Bu sebeple erken Aslı Erdoğan metinleri yaralı karakterlerin metinleridir. Yarayı anlatarak onu ulvileştirmek ise karakterlerin geçmişle baş edebilme yöntemidir. Fakat metinlerinin kendisi de karanlığa baka baka, yarayı deşe deşe yaraya dönüşürler. Metinlerin okuru rahatsız eden açıklığı ve gerçekçiliği de bundan kaynaklanır. Yazar, kurgusal gerçekliğinin karanlık yanını, “Acı ve işkence pislikle doludur. Romantize edilecek bir yanı yoktur,” diye tanımlar. Ona gore gerçeklik pis olduğu kadar fiziksel hazlarla dolu ve güdülerin özgürleştiği bir dünyadır da, bu sebeple karakterleri gittikçe gerçeğin içine doğru çekilirler. Bu açıdan Erdoğan’ın öykü ve romanları aynı zamanda pis ve rahatsız edici olanın da öyküsüdür. Tanıdık, görmezden gelinmek istenen yaralar dillendikçe öyküler de tekinsizleşir.

Erdoğan’ın kurgusal metinlerinde karakterler hem kurban hem de suçlulardır. Ne denli kurban ve yaralılarsa, kendilerini o denli suçlu hissetmektedirler. Buna karşılık Kabuk Adam gibi gerçekten suçlu olduğu belirtilen karakterler de düzenin ve hayatın kurbanı olarak tasvir edilmektedirler. Erdoğan metinlerinde suç ise, bizi rahatsız eden başka bir olgudur. Tıpkı karakterlerin taşıdıkları yara izleri gibi, suç da toplumun yarasıdır. Suç; kanunların düzenini, güven duygumuzu alt üst eden, bizi tehdit eden yegane olgudur. Suçun kendisi bize toplumsal düzenin ve yasaların ne denli hassas ve kırılgan olduğunu hatırlatır. Örneğin Kabuk Adam’daki anlatıcı karakter sonunda gündüzleri düzenin temsili fizik laboratuarlarında çalışırken, akşamları toplumsal yara olan suçluların dünyasında yer almaya başlamıştır. Karakter, düzenin nefes almaya izin vermeyen boğuculuğundan kaçıp toplumun bilinç dışı olan karanlık ve suçlu dünyada nefes alır. Erdoğan metinlerinde bilimin ve yapaylığın bizi sınırlayan düzeninden kaçışın ancak düzenin zayıf noktalarına girerek, suçluların karanlık dünyasına adım atarak gerçekleştirildiği söylenebilir.

Bu sebeple Aslı Erdoğan metinlerinde yara; fiziksel, ruhsal ve toplumsal olmak üzere üç boyutludur. Bu üç boyut çoğunlukla birbirine sebep olur ve birbirini yaratır. Örneğin toplumsal yara, yani suç, hem fiziksel açıdan hem de ruhsal açıdan karakterlerde yara bırakır. Kabuk adam karakteri, Taş Bina’daki işkence teması, "Yitik Gözün Boşluğunda"’daki karakterin cinsel organında işkenceyle açılmış olan yara ya da tek gözlü olmasının onu yabancılığa itmesi, "Tahta Kuşlar"’daki kadın karakterlerin akciğer hastalıklarının politik suçlu olmalarından kaynaklanan işkenceyle ortaya çıkmış olması, "Geçmiş Ülkesinden Bir Konuk"’taki kadın karakterin fiziksel açıdan yara arayışı, Kırmızı Pelerinli Kent’teki Özgür’ün eski sevgilisi tarafından şiddete maruz bırakılması buna verilebilecek örneklerdendir.

Geçmiş, Erdoğan kurgusunda önemli olan bir diğer unsurdur. Olay örgüsünde yaraların oluştuğu anlar hiç yaşanmaz, hep hatırlanır. Karakterlerin geçmişle sorunları metinlerin temel kaygısıdır. Geçmişin gölgesi bugünlerine de yansıyarak onları çevrelerinden ve günlük hayattan yabancılaştırmaktadır. Yaralar ve hastalıklar da geçmişin fiziksel uzantıları olarak kendilerini gösterirler.

Yabancı coğrafya da yazarın metinlerinde sıkça rastlanan bir temadır. Karakterlerin iç dünyalarına has yalnızlık ve yabancılıkları böylece fiziksel olarak da kendisini gösterir. Örneğin, Kırmızı Pelerinli Kent’te Rio şehrinin kendisi adeta açık, kanayan, rahatsız edici bir yaraya dönüşmüştür. Mucizevi Mandarin öykülerinden "Geçmiş Ülkesinden Bir Konuk"ta İstanbul anılarla birleşip hala kanayan bir yaraya dönüşür. Kimi öykülerde ise Avrupa şehirleri korkunç düzenlilikleri ve kısmi ruhsuzlukları ile karakterlerin yapay bulduğu yerler halini almıştır. Karakterler bir yandan kendileri gibi yaralı buldukları tropikal kentlere doğru meylederken; bir yandan da “Batı” ve bilimin düzen, sistematik ve ruhsuzluğundan uzaklaşırlar, kimi yerlerde bu ruhsuzluğu küçümserler. Onlar için tropikal kentler her daim daha çekicidir. Batılı kentler bastırılmışlıkların ve sınırların dünyasıyken, tropikal ülkeler bastırılan tüm duyguların ve hazların açığa çıktığı, bedenin ve cinsel güdülerin özgürleştiği yerlerdir.

Fizik özellikle Kabuk Adam ve Kırmızı Pelerinli Kent’te önem kazanır. Sistemselliği, düzeni ve tam da bu sebeple ruhsuzluğu temsil eden fizik karakterleri boğan bir unsurdur. Karakterler fiziğin ruhsuz beyaz odalarından, kendi karanlıklarına doğru çekilirler. Bir yandan bu dipsiz düzenin onlara nefes aldırtmadığını söylerken, bir yandan da bilimin kurallı, sistemli ve tanılı dünyasını terk etmenin onları tekinsiz ve karanlık bir dünyaya çıkartacağının da bilincindedirler. Fizik; yapaylık ve simülasyon olarak tanımlanır. “Henüz olmamış koşulların ne gibi sonuçlar doğurabileceğinin bilimi” olarak tanımlanan fizik, karakterleri boğarak onları simülasyonun tam karşısına koyulabilecek “gerçekliğin” içine doğru iter. Fizik ve bilim dünyası ne kadar steril ve güvenliyse; gerçeklik de o denli karanlık, tekinsiz ve pistir. Metinlerde otomatikleşmiş ve makineleşmiş bilim dünyası tüm güvenilirliğine rağmen, pis ve rahatsız edici gerçeklikten daha rahatsız edici bir imgeye dönüşür. Dolayısıyla sterilizeliğin kendisi artık Erdoğan metinleri için pis bir şeydir. Örneğin, Kabuk Adam’ın anlatıcı karakteri bilim dünyasından kurtulmak için bir adım atsa da başarısız olur, sonunda gündüzlerini fizik laboratuarlarında akşamlarını ise suçluların karanlık dünyasında geçirerek ikili bir hayat sürmeye başlar. Kırmızı Pelerinli Kent’in Özgür’ü ise adının da sembolize ettiği gibi bu dünyadan kurtulmuş, özgürleşmiştir, fakat bu özgürlük ona ölüm getirir. Metin ilerledikçe Özgür’ün yazdığı romanla içinde bulunduğu durum gittikçe birbirine karışmaya başlar. Aslı Erdoğan dünyasında bilim yaratıcılığı öldürürken, ancak karanlıklara çıkacak kadar cesur olan karakterler yaratıcı sürece girebilirler. Bunu izleyen ölüm ise aynı zamanda yaratıcılığın da zirvesidir.

Dolayısıyla ölüm Erdoğan metinlerinin bir diğer ortak noktasıdır. Örneğin yaratıcılığa ulaşan, yarasını dillendirerek, onu anlatarak onunla baş etmeye çalışan, “Rio de Jenario ile ancak onu anlatarak baş edebilirim,” diyen Özgür için yazmak ve yarasını dillendirmek bir çeşit arınma ve katharsis yönetmidir. Katharsise ulaşan ve arınan yazar Özgür içinse artık gerçek “özgürlük” ancak ölümle gelir. Aykırı ve yaralı Erdoğan karakterlerinin çoğu da benzer bir süreçten geçer. Benzer tema Mucizevi Mandarin öykülerinden "Geçmiş Ülkesine Bir Konuk"ta da görülür. Yazarak ve yarayı dillendirerek arınmak aynı zamanda ölüme giden yoldur. Yazarak yaralardan arınma tamamen gerçekleştiği anda karakterler ölüme kavuşarak bütünüyle özgürleşirler.

Yazarın metinlerinde cinselliğin üç ayrı boyutu irdelenir. Bunlardan ilki geçmişe bağlanan şiddet ve travmayla sonuçlanmış cinselliktir. Tecavüz, şiddet ve cinsel organda işkenceyle ortaya çıkmış yaralar sonucu ilişkiye girememe durumu geçmişin bugüne olan yansımalarıdır. Cinselliğin ikinci boyutu ise özellikle tropik kentlerle ortaya çıkan, bireyin özgürleşmesi, karanlık ve özgür yanını ortaya çıkartması ile açığa çıkar. Söz konusu cinsellik özgürleştirici ve tamamen iç güdüseldir. Bu tarz bir cinsellik Kabuk Adam örneğinde olduğu gibi, bilimin ve Batılı düşünce yapısına sahip insanların sistematik hayat biçimleri ve kadına yaklaşım tarzlarına karşı bir silah olarak kullanılır. Erdoğan burada bastırılmış cinselliğin karşısına tamamen iç güdüsel ve özgürleştirici bir cinselliği koyar. Kabuk Adam’da anlatıcı karakterin meslektaşı bilim adamlarından hiçbiriyle birlikte olmayarak barda tanımadığı bir yerliyle yaptığı erotik dans buna örnek olarak gösterilebilir. "Tahta Kuşlar"’da ise cinsellik, Filiz’i özgürleştiren bir olgudur. Cinselliğin üçüncü boyutu rol yapmaktır. Yazarın metinlerinde “dişi” olmak kimi kadın karakterlerinin taktığı bir maskedir. Bu tip karaktere hem Kırmızı Pelerinli Kent’te, hem de "Yitik Gözün Boşluğunda"’da rastlanır. Flört etmesini iyi bilen kadın karakter Kırmızı Pelerinli Kent’te Özgür’ün sevgilisini elinden alırken, "Yitik Gözün Boşluğunda"’da masadaki tüm erkekleri etkisi altına alır. Yine "Yitik Gözün Boşluğunda"’da anlatıcının yarattığı hayali arkadaş Michelle de benzer bir karakterdir. Anlatıcının alter-ego’su olarak da görülebilecek Michelle, ana karakterin tüm yabancılığının ve dışlanmışlığının tam tersi bir hayali karakter olarak ortaya çıkar.

Erdoğan kendi anlatısını “Yara herkesin olabilir. Bu metni herkes yazmış olabilir. Katil de, kurban da, çocuk da, deli de...” diyerek özetler. Metnin parçalı son haliyle birlikte deli, çocuk, ele veren ve ele verilen aynı yarayı paylaşmaktadır. Erdoğan metinlerinin kendi evrimleri içerisinde en başta yaralılar dile gelirken, artık yaranın kendisi dile gelmeye başlamıştır. Aslı Erdoğan ilk eserleriyle yaralı metinlerin anlatıcılığını üstlenirken, artık yaralıdan çok yarayı dillendiren bir yazardır.

Kaynakça

Araçlar
Diğer dillerde
Kişisel araçlar